İstanbul Sözleşmesi Nedir?

İstanbul Sözleşmesi Nedir?

İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetle mücadele amacıyla Avrupa Konseyi tarafından 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılan sözleşmedir.

Avrupa Konseyi’nin aile için görülen ve kadın özelinde uygulanan şiddet ve bunlarla mücadeleye ilişkin bu yeni sözleşmesi, ciddi bir insan hakları ihlali teşkil eden bu sorunu en kapsamlı şekilde ele alan uluslararası bir anlaşmadır. Bu tür şiddete karşı sıfır toleransı hedefler ve Avrupa’da daha güvenli bir yaşam ve sınırlarının ötesinde daha geniş bir alan sağlamaya yönelik önemli bir adımdır.

Uygulanan şiddetin sonlanması, mağdur şahısların koruma altına alınması ve faillerin adalete teslim edilmesi bu sözleşmenin temel taşlarıdır. Ayrıca erkek ve erkek çocuklar başta olmak üzere toplumun her üyesini tutumlarını değiştirmeye davet ederek bireylerin vicdan ve düşüncelerini değiştirmeyi amaçlamaktadır. Özünde, kadın erkek arasında daha fazla eşitlik için bir mesajdır; çünkü kadına yönelik şiddetin kökleri toplumdaki kadın erkek eşitsizliğinde yatmaktadır ve hoşgörü noksanlığı kültürünün bir sonucu olarak sürdürülmektedir.

İstanbul Sözleşmesini İmzalayanlar

Sözleşmeyi imzalamamış Avrupa Konseyi üyesi sadece iki ülke var: Rusya ve Azerbaycan. Sözleşmeyi henüz onaylamamış ancak imzalamış ülkeler: Çekya, Macaristan, Ermenistan, Letonya, Litvanya, Lihtenştayn, Moldova, Slovakya, Ukrayna ve Birleşik Krallıktır.

Bu devletlerin sözleşmeyi imzalasalar bile imzalamama veya onaylamama nedenleri büyük ölçüde iktidardaki popülist-muhafazakar hükümetlerin siyasi hesaplamaları veya kilisenin baskısından kaynaklanmaktadır. Bulgaristan’da Anayasa Mahkemesi, 2018 yılında sözleşmenin onay sürecini “Bulgar anayasasına uymadığı” gerekçesiyle askıya aldı. Slovakya’da, parlamento 2019’da sözleşmeyi onaylamayı reddetti. Çek Cumhuriyeti ve Baltık ülkelerinde, Katolik Kilisesi onay sürecine karşı lobi yapıyor.

Konvansiyonla ilgili bir başka sorun da, bazı muhafazakâr yönetimlerin veya hükümetlerin, imza veya onay anında konvansiyonu çekince ve beyanlar aracılığıyla kendi ideolojik çizgileri doğrultusunda yorumlama eğilimidir. Örneğin, aşırı muhafazakârların önderliğindeki Polonya, “Polonya anayasasının ilke ve hükümlerini uygulayacağını” belirten bir açıklama yaptı. Hırvatistan, Litvanya ve Letonya da benzer beyanları Avrupa Konseyi’ne sundular. Avusturya, Finlandiya, Hollanda, Norveç, İsveç ve İsviçre, Polonya’nın beyanının sözleşmeye uygun olmadığını belirten bir itiraz beyanı yayınladı.

İstanbul Sözleşmesi Maddeleri Nelerdir?

  • Kadına yönelik şiddetin kabul edilmesine yol açan değişen tutumlar, cinsiyet rolleri ve stereotipler,
  • Mağdurlarla çalışan profesyonel personelin eğitimi,
  • Farklı şiddet türleri ve travmatik özellikleri hakkında farkındalık yaratmak,
  • Eğitimin tüm seviyelerinde müfredata eşitliği ele alan konuları dâhil etmek,
  • Kamuoyuna ulaşmak için STK’lar, medya ve özel sektör ile işbirliği yapmak.
  • Tüm önlemler arasında, mağdurların ihtiyaçlarına ve güvenliğine en üst düzeyde dikkat gösterilmesini sağlamak,
  • Mağdurlara ve çocuklarına tıbbi yardımın yanı sıra psikolojik ve hukuki danışmanlık sağlayan özel destek hizmetlerinin organize edilmesi,
  • Yeterli sayıda sığınma evi ve günün her saati erişilebilecek ücretsiz telefon yardım hatları.
  • Kadına yönelik şiddetin suç sayılmasının ve gerekli cezaların verilmesinin sağlanması,
  • Gelenek, görenek, din veya “namus” gerekçelerinin herhangi bir şiddet eylemi için bir mazeret olarak kabul edilmemesini sağlamak,
  • Mağdurların soruşturma ve yargılama sürecinde özel koruma önlemlerinden yararlanmasını sağlamak,
  • Kolluk kuvvetlerinin hemen yardım arayanlara gitmelerini ve tehlikeli durumlara yetkin bir şekilde yanıt verebilmelerini sağlamak.

İstanbul Sözleşmesi‘nin diğer adı, Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’dir. Bu anlaşmanın önemi, anlaşmada belirlenen temel standartlar çerçevesinde kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti önlemektir. Sözleşmeye taraf devletlerin yükümlülüklerini belirleyen uluslararası bir insan hakları sözleşmesi olduğu da unutulmamalıdır. Çünkü kadın hakkı, insan hakkı demektir. Sözleşmedeki amaç; Kadına yönelik şiddetin sadece tüm kadınlara değil tüm insanlığa yönelik bir şiddet olduğunu vurgulamaktır.

Sözleşmede belirtilen amaca ek olarak 4 temel ilke vardır. Avrupa Konseyi tarafından belirlenen ilkeler şunlardır:

  • Kadınlara yönelen bütün şiddet ve ev içi şiddetin sonlandırılması,
  • Şiddet mağdurlarının korunması kapsamında ceza yargılamalarının usulüne uygun yürütülmesi,
  • Kadına yönelik suçlar cezasız bırakılmaz ve suçlular cezalandırılır,
  • Kadına yönelik şiddetle mücadele alanında bütün kurumların işbirliği ile bütüncül, önleyici ve koruyucu politikaların uygulanmasıdır.

Türkiye İstanbul Sözleşmesi 12.03.2012 tarihinde imzalanmıştır. Devletler Hukukunda kadına yönelen şiddeti veya ayrımcılığı yasaklayan pek çok uluslararası yasa bulunsa da, İstanbul Sözleşmesi kapsamı ve oluşturduğu kontrol mekanizması ile diğer düzenlemelerden farklıdır. Bağlayıcılık, ülkeleri bir kontrol mekanizmasına tabi tutar. Aile içi şiddeti (evli olsun ya da olmasın, kadının aile ve özel hayat alanını ihlal eden herkes tarafından uygulanan şiddet) ve kadına yönelik her türlü şiddeti önlemek için şiddetle mücadele için standartları belirleyen ve Avrupa ülkelerini yasal olarak bağlayan, mağdur kadının aile bağları olup olmadığına bakılmaksızın. Uluslararası bir anlaşma olmanın önemi de vurgulanmalıdır. Mağdur kadınların haklarının korunması ve kadınların seçtikleri sosyal kimlik ne olursa olsun ayrım gözetilmeden korunmasını teminat altına alan ilk uluslararası sözleşme toplumumuzda büyük önem taşımaktadır.

İstanbul Sözleşmesinin Faydaları

Pek çok kişi tarafından merak edilen İstanbul Sözleşmesi’nin ne olduğu hakkında artıları ve eksileri ile bir değerlendirme yapılacak olursa ilk olarak İstanbul Sözleşmesi faydaları ele alınabilir.

1. Sözleşme, yalnızca barış zamanlarında değil, aynı zamanda silahlı çatışma zamanlarında ve silahlı çatışmadan sonra devam eden şiddeti de yasaklar.

2. Sözleşme, “cinsiyet temelli” ayrımcılık ve şiddete dayanmaktadır ve cinsiyeti tanımlayan ilk uluslararası belgedir.

3. Sözleşmede ekonomik zarar veya ekonomik acı da kadına yönelik şiddet (ekonomik şiddet) biçimlerinden biri olarak tanımlanmaktadır.

4. Sözleşme, taraf Devletlerin, belirli koşullar nedeniyle şiddete açık hale gelen savunmasız kadınların özel ihtiyaçlarını dikkate almalarını gerektirmektedir.

5. Sözleşme, yalnızca sözleşmeye taraf devletlerin vatandaşı olan kadınlara değil, aynı zamanda yasal statülerine bakılmaksızın sığınmacılar ve göçmen kadınlar için de koruma sağlar.

6. Sözleşme, şiddet mağdurlarına eşit koruma sağlar ve mağdurlar arasında her türlü ayrımcılığı yasaklar.

7. Sözleşme aynı zamanda erkeklere ve çocuklara yönelik aile içi şiddete de değinmekte ve şiddet mağduru kız ve erkek çocuklar için özel düzenlemeler içermektedir.

8. Anlaşma, Sözleşme kapsamındaki bütün şiddet türleri ile uluslararası işbirliğini öngörmektedir. Devletlerarası işbirliği, cezai ve hukuki konularda işbirliğiyle sınırlı değildir, aynı zamanda Sözleşme kapsamındaki suçların işlenmesini önlemek için bilgi paylaşımını ve yakın tehlikelerden korunmayı da içerir.

İstanbul Sözleşmesi Zararları

  • İstanbul Sözleşmesi‘nin Merkezinde Toplumsal Cinsiyet Kavramı Var

Cinsiyet, kadınlık ve erkekliğin sosyal olarak inşa edildiği fikrine dayanır. Toplumsal cinsiyetin bir sosyal yapı olarak kavramsallaştırılması, bilimsel temellerden çok siyasi argümanlara dayanmaktadır. Bu nedenle tüm dünyada cinsiyetin ideolojik olduğu tartışmaları var. Ayrıca, kadın ve erkeklerin doğumdaki biyolojik cinsiyeti ile sosyalleşme sürecinde kazanılacağı varsayılan cinsiyet arasındaki ayrımlar literatürde net değildir. Hangi duygu, düşünce ve davranışların erkek ve kadın biyolojisi tarafından kazanıldığı ve hangilerinin sosyal inşa sürecinde kazanıldığı tartışmalıdır.

  • Toplumsal Cinsiyet Savunucularının Din ve Gelenek Görüşü Yanlı

İstanbul Sözleşmesi‘nin perspektifini oluşturan cinsiyetle ilgili metinlerde din bir ayrımcılık kaynağı olarak sunulmaktadır. Onlara göre din, ataerkil iktidara meşruiyet sağlar ve kadınlara ikincil bir rol verir. Geleneksel değerler, adetler ve kültür genellikle bu bakış açısıyla hedef tahtasında belirlenir.

  • Cinsel Yönelim ve Cinsel Kimlik Kavramları Ayrımcılık Yapmama Adına Yasallaştırılıyor

Cinsiyet kavramı, birçok farklı bağlamda ve daha geniş bağlamlarda kullanılabilir. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim de toplumsal cinsiyetle ilgili metinlerde tartışılan ve savunulan olgulardır. Sözleşme hükümlerinde cinsel yönelim ve cinsel kimliğe karşı ayrımcılık yapılmaması için bu gerçekler meşruiyet kazanmıştır.

Yazar: Furkan Said B.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir